Anadolu Parsı!

Binlerce yıldır Anadolu topraklarında yaşayan ve devletin yanlış Av politikaları yüzünden son 25 yıldır neslinin tükendiğine inanılan Anadolu Parsının (Tulliana) yeniden ortaya çıkması tüm doğa severleri mutlu etmiştir. Ancak Türkiye Avcıları olarak bu türün korunmasını ve gelecek nesillere varlığını taşımasını bu sefer yalnızca devlete bırakmayacağız. Bu uğurda yapılacak tüm çalışmalarda maddi manevi her türlü desteği sağlamak için tüm Türkiye avcılarını işbirliğine davet ediyoruz.

Bizler www.turkiyeavcilari.com olarak böylesine ender bir türün yeniden eski yaşam alanına kavuşmasını, korunmasını ve kamu oyuna taşınmasını bir görev olarak görüyoruz.

İlk İş Olarak da Anadolu Parsını Evlat Edindiğimizi İlan Ediyoruz.

ANADOLU PARSI ARAŞTIRMALARINDA MUTLU SONA DOĞRU

Milli Parklar ve Av- Yaban Hayatı Genel Müdürlüğünün, 28-29 haziranda Mersin Davultepede düzenlemiş olduğu, yaban hayatı envanteri konulu toplantıya katılmak için Mersin’e gittiğimde, Mut MPA Mühendisi Sayın Mehmet UYANIK’ın, Mut Dandi mevkiinde Panter görüldüğü yolundaki haberini, inceleme konusu olabilecek ciddiyette gördüm.

Daha sonra Mut MPA mühendisliği Orman Muhafaza Memuru Sayın Dursun AVCI ile görüştüm. Anlattığına göre; Mut ilçesi Kestel dağı Dandi mevkiinde nisan ayı ortalarında, kirli sarı renkli ve benekli, uzun kuyruklu, 1.5-2 m kadar uzunlukta, gayet çevik yırtıcı bir hayvanın, kovuk bir kayadan dışarı sıçrayarak kaçtığının köylülerce görüldüğüdür. Ayrıca Çamlıyayla ( Namrun ) Sebil köyünde 2001 yılı başında siyah bir Panterin yine köylülerce görüldüğünü ifade etmiştir.

Mut’ta eylül ayı başında gerçekleştirilen arazi çalışmaları sonunda, Hagop SAVUL ile yaptığımız değerlendirmede; Mut Alahan köyünden Hulusi DOĞAN isimli şahısın 5 haziran tarihinde Dandi mevkii, Boncuk çeşmesi civarında Parsı gördüğünü bildirmesi, içi kemik ve tüylerle dolu bir Pars dışkısına rastlanması, bu alanda Parsın bulunduğu kanaatına sahip olduğumuzu anladık.

Bu arazi çalışması sonrası da Parsı bir fotoğraf karesi içine alamamamız, bilişim çağında olmamıza rağmen, tarihsel süreç içinde bu topraklarda ne kadar başarılı çalışmalar yapıldığı, bu çağda bile bunu yakalayamadığımızı üzülerek gördük.

Tarihe baktığımızda, Bizanslı coğrafyacı Abraham Cornelius tarafından 1568 tarihinde çizilmiş olan, Marmara Bölgesi orijinal haritasında, bu günkü Çanakkale ile Bursa arasında Parsın bulunduğu alanları harita üzerinde göstermesi, yaban hayatı konusunda ne kadar gerilerde olduğumuzu bize bir kez daha anımsatmıştır.

Ünlü Rus doğa bilimcisi Pierre de Tchihatcef’in, 1847-1858 yılları arasında Anadolu’da yaptığı araştırma gezileri ve bunların sonuçlarını içeren, sekiz cilt ve üç atlastan oluşan Asie Mineure adlı dev eseri ve 1864-1877 yılları arasında üç baskı yapmış olan, Le Bosphore et Costantinople adlı kitabı çok tanınmış eserleridir.Ne yazık ki ülkemizin insanları bu eserleri hiç tanımazlar.

Tchihatcef’in Olimpos’ta ( Uludağ ) iki tür ayı ( siyah ve boz ayı ), panter, vaşak ve sırtlanın ( Hyoena striata ) çok sık görüldüğünü kayıt altına aldığı bilinmektedir. Bu gün bile ülkemizde sadece boz ayı bilinmekte, daha küçük ve agresif olan siyah ayı kesin olarak tespit edilmiş değildir.

Yine Tchihatcef’in tespitlerine göre; İstanbul boğazı çevresinde sonbaharda en çok bulunan bıldırıcın dışında çatal kuyruklu keklik ( Perdix tetrix ) ve kara keklik ( Perdix fusca ) Küçük Asya’nın iç bölgelerinde epey yaygın olan gri ve kızıl kekliklere ise Boğaz kıyılarında çok az rastlandığı anlatılmaktadır.

Çulluk üç tür olarak tespit edilmiştir.Bunlar; büyük Avrupa çulluğu ( Scolopax major ), bataklık çulluğu ( Scolopax paludoza ) ve sonbahar çulluğu (Scolopax gallinago ) olup, kış aylarında en çok görüleni birinci tür olduğu tespit edilmiştir.

Boğazın Asya tarafı olan Alemdağ da pembe karatavuk ( Turdus roscus ), kayalık karatavuğu ( Turdus saxatilus ), ispinoz kanaryası (Fingilla serinus ) bulunduğu tespit edilmiştir.

Ötücü kuşlardan normal bülbül ( Luscinia philomela ) ve büyük bülbül ( Luscinia major ) Boğaz kıyılarını şenlendirdiği anlatılmaktadır.

Boğaz bölgesinde büyük etoburların bulunmadığı, en çok bıldırcın ve onu keklik, sülün, karaca, yaban domuzu ve tavşan izlediğini öne sürerek, varlık- yokluk envanterini bile o tarihlerde gerçekleştirmiş olması dikkat çekicidir.

Sülün Avrupa yakasında çok az ve geçici bulunduğu, Asya yakasında Alemdağ ve Aydos dağlarında sürekli yaşadığı yer olduğu, avcı takibine uğramadığı için bol ürediğini bildirmekle, yaşama alanı detayları ile avcılık hakkında bilgi sahibi olduğunu göstermektedir.

Karaca ve özellikle yaban domuzu Avrupa ve Asya yakalarında az bulunan hayvanlar olarak belirtilmektedir.

Asya yakasında tavşanın tam olarak türünü tespit edemediyse de, Avrupa tavşanına ( Lepus timidus ) benzemediğini, ayrı bir tür oluşturmasa da en azından farklı bir çeşit olduğunu öne sürerek, çağına göre oldukça isabetli tespitler yapmıştır.

Doğu için çok karekteristik bir hayvan türü de çakalı ( Canis aureus ) saymıştır. Bulunduğu yer olarak, Helen yarımadası, Trakya ve Tuna eyaletlerinde az sayıda olan bu hayvanın, Avrupa’ya yabancı olduğunu, 16. yüzyıl zoologlarının çoğu tarafından bu hayvanın bilinmediğini öne sürmüştür.

Tarihe bu bakış açısının ardından, Doğu Karadeniz Kaçkar dağlarında Panter araştırmamızı sürdürmeyi karalaştırdık. Çünkü Sayın Cemal GÜLAS’ın Kaçkarların Meşe dağı mevkiinde, 15 martta kamera ile saptadığı izlerin sahibi olan Parsı tespit etmek, başlıca görevimiz olduğunu Hagop’la birbirimize bir kez daha anımsattık. Herkesin yaylalardan çekildiği sonbahar mevsimini en uygun zaman olduğunu düşündük. Ayrıca bu mevsimde yaban hayvanlarının saklandıkları derin ormanlık alanlardan yavaş yavaş ortaya çıktıkları bir zamandır.

1-15 Ekim tarihlerinde Çamlıhemşin Kaçkar dağlarında arazi çalışması yapılması kararlaştırıldı. Çamlıhemşin Hazindağı, Pokut, Sal, Elevit yaylalarındaki yüksek dağlık kesimlerde özverili araştırmalar yapıldı. Özellikle Elevit yaylasındaki kirlilik, Elevit deresindeki alabalıkların yok oluşları o güzelim doğaya büyük bir ihanet olduğunu düşündük. Yüzlerce kıl keçisinin yaylalara getirilmesi sonucu Çengel boynuzlu dağ keçilerini çok huzursuz etmişe benziyordu. İsrail’den bile turistlerin rastlandığı eşsiz doğa harikası Kaçkar yaylalarına, yerleşmeler ve yaban hayatının korunması konusunda daha çok titizlik gösterilmesi kanısına sahip olduk. Parsın bulunabileceği yerler zaman ve mekan olarak çok titizlikle araştırıldı. Bir keresinde görülmesi ile kaybolması deklanşöre basmaya fırsat vermeyen bir çeviklikteydi. Fakat ikici karşılaşmada, Anadolu Parsı deklanşörün pratikliği karşısında yenik düşerek, fotoğraf karesinin içine girmişti.

Anadolu Parsının fotoğrafı artık arkadaşım Hagop’un arşivinde. Evet artık Anadolu Parsının yaşadığını kayıtlı olarak biliyoruz. “Anadolu Parsının nesli tükenmiştir, siz ütopya peşinde koşuyorsunuz” diyenlere karşı azmin zaferini kutluyoruz. Özverili çalışmaları ile yaban hayatını taçlandıran Hagop SAVUL’a binlerce teşekkürler.

Erkan KAYAÖZ

Orman Yüksek Mühendisi

————————————————————————————————

ANADOLU PARSI (Panthera pardus tulliana)’NIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Erkan KAYAÖZ

ARKADAŞLAR İLGİLİ YAZIYI YAYINLAYAMIYORUM YAZARIN İZNİ OLMADIĞI İÇİN. BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ.

————————————————————————————————————–

Yandaki Resim

Dr. Kenzi Beyin 1956 yilinda Esrefpasa ve Izmir Merkez Avcilar kluplerinin ortak Izmirin Sasal Köyü mevkiinde ortak olarak yapıgı Surek avında vurulmus. Bir anadolu leoparı ile cektirdigi resimdir.Leopar Surek sırasında Esrefpasa klubunden bir avci tarafindan sevrotinle vurulmustur. Dr. Kenzi bey (Merkez Avcilar Klubunden halen aktif olarak avlara katilan bir buyugumuzdur. Olayi direk kendisinden dinledim.) vurulan Leopari incelemis ve isabet eden tek bir sevrotinin kalbini yirtarak iç kanamaya neden oldugunu ve bu yaradan dolayi  öldügünü ve  vuruldugu yerden epey uzakta köy korucusu tarafından bulundugunu anlatmıstır..

————————————————————————————————

Ülkemiz bitki ve hayvan çeşitliliği bakımından Dünya’nın en zengin ülkelerinden biridir. Kıtaların kesişme noktasında yer alması, dağlık bir coğrafyaya sahip olması, Anadolu’da biyolojik çeşitliğin yüksek kalmasını sağlamıştır. Ama bu çeşitlilik her geçen dakika azalarak elimizden kayıp gitmektedir. Pek çoğumuz ilkokul kitaplarından Hititler’in savaş arabaları üzerinde Orta Anadolu’da Aslan avladığına dair görüntüleri hayal meyal hatırlarız. Evet bir dönem Anadolu’da Aslan yaşamıştır. Ülkemizde en son aslan 1890 yılında vurulmuştur. Son kaplan ise 1970’li yıllarda öldürülmüştür. En son çitanın ise 19. yüzyılda vurulduğu bilinmektedir. Halen Anadolu’da sırtlan, vaşak, karakulak, ayı, kurt, tilki, çakal vb. hayvanlar yaşamaktadır ama onların da sayısı hızla azalmaktadır. Pek çok hayvan canavar gibi isimler takılarak (bu tür isimler psikolojik olarak öldürmeyi kolaylaştırmaktadır) veya soylarının öldürülmeyle yok olmayacağı gibi bahaneler öne sürülerek tüketilmektedir. Televizyonlarda belgesellerden hayranlık içinde izlediğimiz canlıların bir kaç saatlik seyahat mesafesinde yaşadığını bilmek ve bu duruma kayıtsız kalmak mümkün değildir. Ülkemizde büyük kedilerden sadece pars (leopar-panter) kalmıştır. Batı Anadolu’da 1970’lere kadar Anadolu Parsı görülmüştür. Günümüzde Anadolu Parsı yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Resmi kayıtlara göre en son Anadolu Parsı 1974 yılında Ankara’nın Beypazarı ilçesinde vurulmuştur. Bu tarihten sonra da Anadolu’nun çeşitli bölgelerinden parsın yaşadığına, görüldüğüne, sesinin duyulduğuna, parsa ait çeşitli izlerin bulunduğuna ve hatta gizlice vurulduğuna dair duyumlar alınmıştır/alınmaktadır.

Anadolu’da iki tür parsın yaşadığı bilinmektedir. 1950’li yıllardan sonra, özellikle yabancı biyologlar tarafından Anadolu yaban hayatı ile ilgili olarak yapılan araştırmalarda Anadolu’da İran Parsı (Panthera pardus saxicolor) ve Anadolu Parsı (Panthera pardus tulliana) bulunduğu tespit edilmiştir. Doğu ve Güney Doğu Anadolu bölgelerinde bulunduğu bilinen İran Parsı, Anadolu Parsı’na göre daha ufak tefektir ve daha yaygın olduğu yolunda kanılar bulunmaktadır. Ülkemizin flora ve faunası ile ilgili çok az sayıda araştırma yapıldığından ve hemen hemen hiçbir kayıt bulunmadığından somut bilgilerden çok kanı ve öngörüden bahsetmek mümkündür.
Anadolu Parsı Leopar türleri arasında en iri olanıdır. Afrika’da yaşayan Leoparlar en fazla 60-65 kg ağırlığa sahipken Anadolu’da 100 kg’ın üzerinde bireyler görülmüştür. Boyları, takriben burundan kuyruk ucuna kadar 2.5 metre kadardır. Oldukça uzun olan kuyruk (80 cm’den daha uzun) dikkat çeker. Yerden omuz yüksekliği 60 cm kadar olan parsın yaşam süresi iyi şartlarda 20-25 yıldır. Bir defada 2-3 yavru doğurabilen pars, kedigillerin en savunmasız yavrularını dünyaya getirir. Av Kanunları’nda‚ zararlı hayvan olarak tanımlanması sebebiyle avlanmaya maruz kalması, doğal yaşam alanlarının düzensiz kentleşme ve tarım alanı açılmasıyla insanlar tarafından işgal edilmesi ve tarımda kullanılan kimyasalların tüketimindeki artış Anadolu’da yaşayan pek çok tür gibi Parsın da neslinin azalmasına yol açan en önemli sebeplerdir. Nüfusundaki azalma yüzünden kendisine yakın kan guruplarıyla çiftleşmek zorunda kalan parsta genetik bozuklukların oluşması neslinin tükenmeye yüz tutmasında rol oynamaktadır. Bir grup TÜBİTAK-SAGE çalışanı çok az sayıda kaldığı düşünülen ve pek çok kişi tarafından neslinin tükendiğine inanılan Anadolu Parsı’na sahip çıkma kararı almıştır. Bu çerçevede önce bir savunma sanayii projesine Anadolu Parsı adını verilmiştir. Bu konuda yerli ve yabancı uzmanlar, konuya ilgi duyan kişiler, avcılar ve parsın görüldüğü yolunda haber alınan bölge köylüleri ile görüşmeler yapılmıştır. Leoparlar, büyük kediler, yaban hayatı, doğada hayatta kalma gibi konular ile ilgili araştırma ve kaynak taraması yapılmıştır. Çeşitli bölgelere geziler düzenlenmiştir. Anadolu Parsının kurtarılması için ne tür faaliyetler gerçekleştirilmesi gerektiği belirlenmiştir ve proje önerisi hazırlama çalışmaları yapılmıştır. Bu konuda yerli ve yabancı uzmanlar ile çalışmalar halen devam etmektedir.

Türkiye’de en fazla 10-15 Anadolu Parsı kaldığı yolunda tahminler bulunmaktadır. Bu da Anadolu Parsını en çok yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olan türler arasında birinci sıraya yükseltmektedir. Zararlı hayvan olduğuna dair iddiaların aksine parslar besin zincirinin en tepesinde yer alarak doğal dengenin korunmasında önemli rol oynayan yararlı hayvanlardır. Bugüne kadar ülkemizde pars tarafından saldırıya uğrayarak öldürülmüş insan sayısı ile yine insanlar tarafından saldırıya uğrayarak öldürülmüş olan insan sayısının karşılaştırılması yerinde olacaktır. Pars tarafından öldürülmüş hiç kimseye ait bir kayıt yoktur. Parslar köşeye sıkıştırılmadıkça insana saldırmamaktadır ve insanlardan sürekli kaçmaktadır.

Parslar başta Afrika ve Arap ülkeleri olmak üzere dünyanın pek çok yerinde koruma altındadır. Parsların incelenmesi, yaşam biçimlerinin izlenmesi, tutsak üretim ve parsların yaşadığı bölgelerin milli park alanı olarak ilan edilmesi üçüncü dünya ülkeleri tarafından bile başarılmış çalışmalardır. Pars sahip olduğu üstün özellikler sebebiyle süper kedi olarak da adlandırılmaktadır. Ülkemizin dağlık bir coğrafyada oluşu süper kedinin varlığına dair umutları arttırmaktadır. Kendi ülkemizin doğasına sahip çıkmak için Anadolu Parsı bir semboldür.
Dile getirilebilecek en üzüntü verici kelime “keşke”dir. Hayatınızın geriye kalanında keşke dememek için, geri dönülemez olan noktayı gelmemek için, geç olmadan…

HAYDİ TÜRKİYE AVCILARI KOL KOLA GİRME VAKTİDİR…

————————————————————————————————

Bundan 27 yıl önce, ocak ayının ortasında radyolardan Ankara ilinin Beypazarı ilçesi yakınlarındaki Bağözü köyünde bir parsın köylü bir kadını yaraladığı fakat daha sonra kaçan parsın köylüler tarafından izlenerek öldürüldüğü haberi yer almıştı. O tarihte, parsın o bölgede nasıl bulunduğu soruları sorulmuş ve bu hayvanın Toroslar’ dan gelmiş olabileceği yorumları yapılmıştı.

Yaban hayat oldukça geniş bir kavram. Amerika’da, Avrupa’da ve Türkiye’de farklı anlamlara sahip. Amerika’da balıklar bu kavramın içine dahil edilmiyor, Avrupa’da bazı yerlerde yaban hayat denince sadece büyük memeli hayvan türleri anlaşılıyor. Türkiye’de ise yaban hayat denince kurduyla, kuşuyla, çiçeğiyle, böceğiyle tüm doğa akla geliyor.

Türkiye memeli faunasının yaklaşık dörtte birini ekolojik, bilimsel ve ekonomik açıdan çok önemli olan büyük memeli hayvan türleri oluşturur. Biyolojik çeşitliliğin en önemli göstergelerinden biri olarak artık büyük memeli hayvan türlerinin varlığı kabul ediliyor. Avrupa’nın yaban hayatı açısından en zengin ülkesi konumundaki Türkiye’de yaban hayatı zor durumda. Türkiye doğasının dinamik işleyişinde anahtar rol oynayan, bir zamanlar dünyanın en geniş dağılımına sahip memeli türü olan kurtlar üzerine Türkiye’nin değişik bölgelerinde yapılan arazi çalışmaları, ülkemizde aslında geniş dağılım gösteren kurt popülasyonunun hızla azaldığını ortaya koyuyor.

Anadolu leoparını bilimsel olarak 1856 yılında tanımlayan Fransız zoolog M. A. Valenciennes Romalı Marcus Tullius Cicero onuruna Fellis tulliana bilimsel adını vermiştir bu muhteşem hayvana. Günümüzde Anadolu Parsının bilimsel adı Panthera pardus tulliana’dır artık. Aslında Parsın varlığı çok daha eskilere dayanmaktadır. Konya bölgesinde MÖ 6000’li yıllarda leoparın yaşadığına dair kayıtlar bulunmaktadır.

Günümüzde Parsın Anadolu’daki dağılımı konusunda bildiklerimizin çoğunu 1950’li ve 1960’lı yıllarda bu konu üzerinde çalışan Alman zoolog H. Kummerloeve’ye borçluyuz. Beşparmak Dağları, Karacasu, Fethiye, Ayaş, Söke, Milas, Muğla, Tavas, Köyceğiz, Marmaris, Silifke Kummerloeve’nin Parsın kaydını topladığı alanlardır. Daha sonra 1976 yılında Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) Uzmanı M. Borner, Ege Bölgesi’nde kısa bir çalışma gerçekleştirir. 1978 yılında ise Uluslararası Doğayı Koruma Birliği (IUCN) tarafından alttürün ülkemizdeki sayısı en fazla 23 olarak tahmin edilir. Yaban hayatın yerli araştırmacıların değişik nedenlerle ilgi alanına pek girmemesi bu alandaki bilimsel çalışmaların istenilen düzeyde olmaması sonucunu doğurmuştur. Bu nedenle Uluslararası Doğayı Koruma Birliği 1978 yılında elde olan kısıtlı veriyi kullanmak ve bugün için geçerli olmayan bir popülasyon tahmininde bulunmak zorunda kalır. Sevindiricidir ki bugün bilgisayar programları yardımıyla o tarihlerdeki leopar popülasyonunun daha fazla olduğunu görebiliyoruz. Daha sonraki yıllarda bazı yabancı araştırmacılar bu alttürün büyük olasılıkla neslinin tükendiği görüşüne varırlar. 1990’lı yılların sonuna gelindiğinde ise Anadolu leoparının hâlâ Türkiye doğasında yaşayıp yaşamadığı Türkiye’nin çeşitli yerlerinden gelen ve çoğu aslında vaşağa ait olan görülme kayıtları yüzünden kesin olarak belirlenemez.2002 yılını gördük ve bu gün Anadolu Parsının hâlâ Yaşadığına dair bazı  bulgular görülmektedir.

Günümüze kadar Türkiye’deki nadir türlerin korunması için pek çok çalışma gerçekleştirilmiştir. Fakat bu çalışmalar daha çok deniz kaplumbağası, Akdeniz foku, bazı kuş ve bitki türleri üzerinde yoğunlaştı. 1967 yılında, Türk Hükümetinin Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’ne (FAO) başvurdu ve yaban hayatı yönetimi konusunda uzman desteği istedi. Bunun sonucunda ülkemizde incelemeler yapmak ve ilgili kurumlara öneriler getirmek üzere Türkiye’ye gelen yaban hayatı uzmanları C. W. Holloway ve L. W. Swift, Türkiye’de gerçekleştirdikleri çalışmalardan sonra hazırladıkları raporda, büyük memeli hayvan türlerinin sayılarının azaldığını, Türkiye’de yaban hayatının ihmal edilmiş bir canlı doğal kaynak olduğunu ve ne yazık ki koruma için gösterilen çabanın yetersizliğini vurgularlar. Bundan 31 yıl sonra, 1998 yılında, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü tarafından desteklenen bir proje kapsamında Türkiye’de incelemelerde bulunan yaban hayatı ekolojisi planlama ve yönetim danışmanı M. Panide hazırladığı raporda aynı noktaları vurgulamıştır.

Dün gibi bugün de büyük memeli hayvan türlerine yönelik pek çok tehdit var.Doğal yaşam alanlarının; ormanların ve sulak alanların tahribi, tarım ilaçlarının yanlış ve yaygın kullanımı, meraların tarım alanlarına dönüştürülmesi, kontrolsüz ve plansız yapılan hayvancılık faaliyetleri, bazı türlerin kasıtlı olarak zehirlenmesi, düzensiz yerleşim ve şehirleşme, karayolları ağının yaygınlaşması, yasal düzenlemelerin yetersizliği ve etkili bir şekilde uygulanmaması büyük memeli hayvan türlerini ve Türkiye doğasını tehdit eden başlıca etkenlerdir.

————————————————————————————————

ANADOLU PARSI TARİHSEL DOKÜMANLARI

Anadolu Parsında ilk tarihsel doküman olarak Abraham Ortelius tarafından 1568 tarihinde çizilmiş olan Marmara Bölgesi orijinal haritasında pars yaşama alanlarının gösterimi olduğunu biliyoruz. Bu haritada bu günkü Çanakkale ile Bursa arasında o tarihte pars bulunduğunun harita üzerinde işaretlenmesi, pars yaşama alanlarının tespiti açısından çok önemli bir tarihsel belgedir.

Ünlü Rus doğa bilimcisi Pierre de Tchihtcef’in 1847-1858 yılları arasında Anadolu’da yaptığı araştırma gezileri ve bunların sonuçlarını içeren sekiz cilt ve üç atlastan oluşan Asie Mineure adlı dev eseri ve 1864-1877 yılları arasında üç baskı yapmış olan Le Bosphore et Costantinople adlı kitabında, Anadolu Parsının yaşama alanları olarak, Küçük Asya’dan Transkafkasyaya kadar geniş bir coğrafyanın gösterilmesi, kendi avladığı parsın 1874 yılında yapılmış minyatür resmi çok ilginçtir.

Danford’un 1875-1876 ve 1879 yıllarında Anadolu’da gerçekleştirmiş olduğu seyahatlerde, 20.11.1879 da Osmaniye yakınındaki Gavur dağında vurulan dişi parsın vücut ölçülerinin, baş ve gövde uzunluğu takriben 150 cm, kuyruk uzunluğu 94 cm, omuz yüksekliği 66 cm olduğu belirtilmektedir. Buna ait kafatası ve iskelet, 1931 de Whittal tarafından Karacahisarda vurulmuş bir parsın postu ile birlikte, Britanya Natural History müzesinde bulunmaktadır. Başka hiçbir yerde bulunmayan bu alt türe ait müze materyeli Türkiye’ye getirilerek zooloji müzelerinde sergilenmelidir.

1925 Tarihli ve 12 sayılı haftalık bir mecmuada minyatür resimli olarak bir pars avından bahsedilmesi de tarihsel bir belge olarak kabul edilebilir.

Dr. Hans KUMERLOEVE’nin Türk Biologi Derneğinin yayın organı olan Biologi Dergisinin 1956 tarih,cilt 6, sayı 4 de yayımlanan bilimsel makalesindeki Anadolu Parsı ile ilgili bilgiler ve yayılış bölgelerini gösteren haritası çok önemli belge niteliğindedir.

Prof.Dr. Turhan BAYTOP’un Türkiye’nin Tıbbi ve Zehirli Bitkileri adlı İstanbul Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 1963 tarihli eserinde; Türkiye’de yetişen tıpta kullanılan farmakolojik özelliklere sahip olan ve Türkiye’de yetişen bitkilere ait bilgilerinin yanında, Anadolu Parsı ve Hazer Kaplanı hakkında bilimsel makalesi bulunmaktadır.

Pierre Belon’un Les Observations de Plvsievrs Singvlarites et choses memorables trouuées en Grece, Asie, Indée, Egypte, Arabie & autres pays estranges, redigées en trois liures; Gilles Corrozet ve Guillaume Libraires, Paris, 1553, I.Cilt, II. Cilt, III. Cilt adlı dev eserinde, Anadolu flora ve faunası, Türkiye’de köpekler,şahinle avcılık ve leoparla ilgili orijinal bilgileri içermektedir. Bu kitabın gravürleri, bölüm başlarındaki hayvan ve bitki motifli gravürlü harfleri estetik örneği ve ilgi odağıdır. Bu kitap deyim yerindeyse insanlık tarihinin ortak belliğidir.

Erkan KAYAÖZ

————————————————————————————–

Anadolu Panteri (Panthera pardus tulliana) Üzerine Araştırmalar:

Anadolu Panteri üzerine Türkiye genelinde yapılmakta olan araştırmaların Ege Bölgesi kısmı tamamlanmıştır.Bu bölgedeki araştırmalarda en son olay, ne yazık ki Sayın Tansu GÜRPINARIN bildirdiği Bayındır 1964 yılı olup, bu tarihten sonra bir olaya rastlanmamıştır. Ege Bölgesindeki leopar olaylarına tarihi bir perspektiften baktığımızda bir çok kayda değer olayın meydana gelmiş olduğunu görürüz.

Aydın’ın Çine ilçesi Hatipkışla köyü şimdiye kadar en çok Leopar olayının gerçekleştiği bir yerdir. Buradan 1960 yılından sonra Leoparla ilgili herhangi bir bilgi alınamamıştır. Yine bu köyde 1928 yılında meydana gelen ve Hamit isimli bir şahsın leopar tarafından parçalanması olayı çok dikkat çekicidir. 1930 Yılındaki olayda ele geçirilen iki Leopar İzmir Avcılar Kulübüce tahnit edilmiştir. Halen Ege Üniversitesinde bulunan iyi korunmuş bu tahnitlerle ilgili bilgiler İzmir de çıkan Yeniasır gazetesinde yayımlanmış olduğu bilinmektedir. Bunların dışında halk arasında olan söyleşilerde yeni bir olay olmayıp eski anıların yinelenmesi şeklindeki söylencelerdir.

1940Yılında Hatipkışla köyünde tahnit edilen iki Leopar postu rahmetli İnönü’ye armağan edilmiştir. Aldığımız bilgilere göre, Kemalpaşa ve Nif dağında 50 yıl önce leopar yaşadığı anlaşılmaktadır.

1936 Tarihli Avcılık Dergisinde,Kastamonu (Cide-Daday), Giresun, Erzincan, Erzurum da 350 adetten fazla Panter bulunduğu bildirilmektedir.

5/5/2001Tarihinde İzmir Bergama Bozköyden alınan bir ihbar değerlendirilmiş olup, sonuçta söz konusu hayvanın Sırtlan (Hyaena hyaena) olduğu saptanmıştır. Bu köydeki incelemede, köylülerden alınan bilgilerde tanımlanan hayvanın güler gibi bağırdığı, yürürken tırnaklarının ses çıkarması, dişi ve erkekte üreme organları dışarıda olduğu için, 7 yıl erkek 7 yıl dişi olarak dolaştığı ifadesi , ensesinin yeleli olması gibi söylentiler bu hayvanın Sırtlan olduğunu göstermektedir.Aynı şekilde Muğla Göcekten alınan ihbardaki hayvanında Vaşak olduğu anlaşılmıştır. Antalya Düzlerçamından alınan ihbarların değerlendirilmesinden, buradaki hayvanların Vaşak ve Sırtlan olabileceği düşünülmektedir.

Ege Bölgesinde yapılan incelemelerde, Bergama (Bozköy), Menemen (Bozköy) gibi yerlerde saptanan Sırtlanın bu bölgede yaygınlaştığı anlaşılmaktadır. Ekolojisi konusunda son yıllarda yapılmış bir çalışma bulunmayan Sırtlanın, Ege Bölgesinde görülmesi kayda değer bir konudur.

Isparta Kovada gölü ve çevresinde bilinen en son olayın tarihi 1939 yılı olup, bu tarihten sonra burada Panter bulunduğuna ilişkin bir bilgi elde edilememiştir. Termasos Milli Parkında alan araştırması yapılmamasına rağmen şimdiye kadar bir bilgide alınamamıştır. Mersin Cehennem deresinde bu yıl av sırasında görülen hayvanın , Vaşak büyüklüğünde kuyruklu ve koyu renkli oluşu, Saz Kedisi (Felis chaus) olabileceğini ortaya koymaktadır.

Araştırmacı-Yazar Hagop SAVUL ile yaptığımız değerlendirmelerde, Ege Bölgesinde halen Panter yaşamadığı görüşü hakim olmuştur. Batı Karadeniz Bölgesinde bulunan Bolu ili Seben ilçesinde en son bilinen olay tarihi 1967 yılıdır. İç Anadolu Bölgesinde Ankara Beypazarı ilçesindeki olayın tarihi ise 1974 yılı olup, her iki bölgemizden bu tarihlerden sonra Panterle ilişkili bir bilgi alınamamıştır.

Yeterince inceleme yapamadığımız fakat Doğu Akdeniz Bölgesinde; Aladağlar,Amanos dağlarında Panter olabileceği görüşünde birleşmekteyiz. Çünkü bu mıntıkada İran Panterinin de (Panthera pardus saxicolor) olma olasılığı yüksektir. Doğu Karadeniz Bölgesinde Kaçkarlarda Mart ayında saptanan izlerin Panter olduğu düşünülürse bu bölgemizde Panterin yaşadığından emin olduğumuz bir gerçektir. Yalnız Panterin türü konusunda endişemiz bulunmaktadır. Panterin yaşama olasılığı yüksek olan her iki bölgemizde alan çalışmaları yapma düşüncesindeyiz. Tabii ki zaman ve imkan bulabilirsek…

Erkan KAYAÖZ

————————————————————————————————

Türkiye Avcıları Grubunun Ankara temsilcilerinden Hakan TAYLAN ın Grubumuz adına yaptığı araştırma sonucu Hacıbektaş ilçemizdeki Hacı Bektaşi Veli Dergahında bulunan 12 hizmetliyi temsil eden postlardan ikisi Anadolu Parsına aittir bu postlar Hakan TAYLAN tarafından resmedilmiştir.

ARKADAŞIMIZ İZLENİMLERİNİ ŞÖYLE AKTARIYOR;

Postlar Hacıbektaşda bulunan türbenin içinde 12 imamın(türbe görevlileri 12 hizmetli diye adlandırıyor.) oturduğu oda bulunuyor ve her biri için üzerinde oturduğu bir post mevcut.Ala geyik postuda dahil olmak üzere karakulak olarak tahmin ettiğim 2 post daha var.Postların herbiri büyüklükleri bakımından birbirine eşit.Sanırım herbiri bir yaban hayvanına ait.Namaz seccadesi olarak kullanılmadığını aksine

herbirinin odada oturan imamların yerini belirttiğini söylediler.

no images were found

no images were found

ALINTIDIR :

TÜRKİYE AVCILARI

ANAPAN.COM

Bir yorum bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.